Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2008 Çarşamba

Aşkın Elif Hali




Murat Çelik
PROFİL YAYINCILIK

Aşkın Elif Hali’nde eliften habersiz
Kendime ordular biçiminde
Lal olmuş haller içindeyim

Aşka Dair..



bismillahirrahmanirrahim

elif, lam, mim
aşka dair ne söylenmemişse, içindedir
insan ki, kendi aralığında gizlidir
bir kapı aralığıdır bu
gaybin bir başka gaybe rehberi
şüpheyi besleyen tohumlarımızın
kalbimizi çatlatan yerine yazılıdır
varolduğunu anlayan insanın serüveni
o ki:
yüreğine düşen yağmura
ve ama senden önceki yüreklerin ıslaklığına da
yelesi kalbinden taşan bir beyaz atla girer
bir ölüm halidir bu
ki insan, bütün biriktirdikleriyle
ancak ölerek iman eder!


Murat Çelik

Aşkın Elif Hali



içinize kıvrılıp yatan bir sızı var ince

hani gitmek istersiniz de
bir şeyler çeker sizi geriye
ya da çağırırsınız sizden gidenleri
yani gitmek kalmaktır belki de
sorarsınız bunu
sorarsınız kendinize
sorarsınız da
bir denizden kumları dağınık bir sahile
kendinizi vurur gibi kaçarsınız
ardınızda yakamozlaşmış çocuklar
durarak kaçarsınız

öksürürsünüz bir boşluğu
yüzünüz bir dumanın dağılmasıdır artık
belki aşk
belki hüzün
adını nasıl unutursa insan
durursunuz öylece

Murat Çelik

Kördüğüm




işıklarla oynuyorum karanlıklara kalarak
gözlerimi açtığımda bana bakıyorsun ağlayarak
gecelere bilmece çözümsüz bu kördüğüm
bir yanım sensizlikse öte yanımda ölüm
benim gözlerimle bana bakan yabancı gibi
yalnızlık diye diye aynalarda gördüğüm
yıllara yollara adını sevdalara yazsam
uçan kuşlara ölü düşlere sorsam
silinmiyor hüzünlerim
seni seviyorum
ağlasam gizli gizli gözyaşlarım sana değilmiş gibi
beklesem zamansız dünsüz yarınsız gelmeyişini
silinmiyor hüzünlerim
seni seviyorum...

Feridun Düzağaç


Kötü insanları tanıma senesi





yunus temmuz başı yol sonunda elde çiçekle bekler
sensiz geçen her gün için kapıma çelenk gönder
kahır bu adamı yere devirdi kulaklarım sağır
hoş sesinle bana bağır hafiflesin yüküm ağır

gözüm ağladıkça gamzelerim gülmemekte
ruhum yıpranmadıkça kalemim hareket etmemekte
nefesle inşa ettiğim sözüm kulaklarına borçtur
şeytan güvendiklerimi gömdü lan ne iştir

ne olur üzme kendini güneş habercisi geceler
zorlasam da çıkmamakta ağızdan o kolay heceler
hiç bilmediğim bir yerde en çok bildiklerimleyim
onları silmek isteyenlere karşı muhaberelerdeyim

benim kitap arkadaşım muhabbeti yarım kalır
zaman sanığım olsa şimdi idam ederim adı kalır
senden korkum olmasa kurşun kafama ellerim hediye alır
anlaman zor ya neyse ahım gider vahım kalır

kötü insanları tanıma senesi can çekişmekte adımın beş hanesi
yaşamdan soğumamın çoktur bahanesi
günden güne yırtılmakta kalbimin on iki perdesi
korkutur cesaretimi iradesizlik sillesi

bak dayandım olmadı çek silahımı vur elim belime varmıyor affet
bugünüme kusrum var dostum canıma mı kastın var
kim hekimse hakimim olsun tek duvara tek kafa depremim olsun
sus yaralama şansın var sago kaç firara hakkın var

benim gerçekleğimin ölümsüzlüğü yaşatmakta hüznümü
kendimi kendime hediye ederek kutladım son doğum günümü
inanmasan da geçer sayılı zaman nöbet vaktin dolacak aslan
sabrın tadı ki acıda olsa da tatlıdır ya meyvan

bakacağın tek yönünüm doğru rotayı izler gözüm
rüzgara emanet sözüm hasretlerle yandım gönlüm
yalnızlığım kalbime zulüm korkutmakta her an ölüm
ben bir pembe diziyim her günüm bir bölüm

dişlerimden gardiyanlar hislerimden çağlayanlar
kirlerimden bataklıklar kemiklerimden korkuluklar
parmaklarımdan sivri bıçaklar yaratıp savundum kalemi
sırra açmak cinayetti bir kilo altın sükunetti

toprakla aramda ki mesafe kadar hayat değil uzun
adiler yoluma tuzak kursun geri teper her efsun
yunusun gözleri kara bulutlarla dolsun
yok elinde sabırdan öte bir kozu yunusun

bak dayandım olmadı çek silahımı vur elim belime varmıyor affet
bugünüme kusrum var dostum canıma mı kastın var
kim hekimse hakimim olsun tek duvara tek kafa depremim olsun
sus yaralama şansın var sago kaç firara hakkın var

Sagopa Kajmer

Şarkı Söyle




birer birer geçtiler yanımdan
ilk sayfasına anlaşılmaz adresler yazılıp bırakılmış
bir not defteri nasıl sessizce beklerse kullanılmayı
öylece beklerken
ödünç alınmış yüzleriyle
birer birer geçtiler yanımdan

arkalarına bile bakmadılar
yol ortasında kimsenin eğilip almak istemediği
harcanmaya bile değmeyen bir metal para
gibi beklerken
en yalancı doğrularıyla
birer birer geçtiler yanımdan

hiçbir söz söylemediler
kendine açılan bir çukur gibi
doldurulmayı beklerken
kendi boşluklarına sığınarak

Salih Bolat
birer birer geçtiler yanımdan

Seni seviyorum demek isterdim





"seni seviyorum demek isterdim
ölesiye bir duyguyla,
taparcasına dil dökmek
ve saçlarım ağarmadan söylemek isterdim

seni sarmak isterdim sonsuzlukla
delicesine sevmek
bir sarhoş gibi adını sayıklamak
ve bağırarak kollarında ölmek isterdim
gülüm...''


Ahmet Kutsi Tecer

Karanfil





"...
demek geldin
çoktandır hiç bir yerdeydin
ne kadar değişmemişsin
ellerin ne kadar kalabalık
gözlerin ne kadar ansızın
seni böyle değişmemiş görmedim hiç
demek geldin

bu kent burada her zamanki ilkesizliğini yaşıyor
bir çarşı her gün ölüp ölüp diriliyor
radyoda iyi ayarlanmamış bir istasyon
gibi insanın sinirine dokunan sesiyle
bu kent burada her zamanki ilkesizliğini
demek geldin
çoktandır hiçbiryerdeydin

sen denize bakıyorsun ya
ben sana aşkları anlatmak istiyorum
unutulmuş masalları
unutulmuş masallardaki aşkları anlatmak istiyorum
sen denize yürüyorsun ya
ben sana herkesten önce özgür olmak için
mahkum ranzalarındaki çentiklerden çalıp
kendi çentiklerime kattıklarımı
anlatmak istiyorum
çarpıp duran bir pencere kanadı gibi
çarpan kalbimi
sen denize gömülüyorsun ya
bir karanfil kalıyor
girdabında
..."


Salih Bolat

O belde



Denizlerden
Esen bu ince havâ saçlarınla eğlensin.
Bilsen
Melâl-i hasret ü gurbetle ufk-i şâma bakan
Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
Ne sen,
Ne ben,
Ne de hüsnünde toplanan bu mesâ,
Ne de âlâm-i fikre bir mersâ
Olan bu mâi deniz,
Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz.
Sana yalnız bir ince tâze kadın
Bana yalnızca eski bir budala
Diyen bugünkü beşer,
Bu sefîl iştihâ, bu kirli nazar,
Bulamaz sende, bende bir ma'nâ,
Ne bu akşamda bir gam-i nermîn
Ne de durgun denizde bir muğber
Lerze-î istitâr ü istiğnâ.

Sen ve ben
Ve deniz
Ve bu akşamki lerzesiz, sessiz
Topluyor bû-yi rûhunu gûyâ,
Uzak
Ve mâi gölgeli bir beldeden cüdâ kalarak
Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkûmuz...

O belde?
Durur menâtık-ı dûşîze-yi tahayyülde;
Mâi bir akşam
Eder üstünde dâimâ ârâm;
Eteklerinde deniz
Döker ervâha bir sükûn-ı menâm.
Kadınlar orda güzel, ince, sâf, leylîdir,
Hepsinin gözlerinde hüznün var
Hepsi hemşiredir veyâhud yâr;
Dilde tenvîm-i ıstırâbı bilir
Dudaklarındaki giryende bûseler, yâhud,
O gözlerindeki nîlî sükût-ı istifhâm
Onların ruhu, şâm-ı muğberden
Mütekâsif menekşelerdir ki
Mütemâdî sükûn u samtı arar;
Şu'le-î bî-ziyâ-yı hüzn-i kamer
Mültecî sanki sâde ellerine
O kadar nâ-tüvân ki, âh, onlar,
Onların hüzn-i lâl ü müştereki,
Sonra dalgın mesâ, o hasta deniz
Hepsi benzer o yerde birbirine...

O belde
Hangi bir kıt'a-yı muhayyelde?
Hangi bir nehr-i dûr ile mahdûd?
Bir yalan yer midir veya mevcûd
Fakat bulunmayacak bir melâz-i hulyâ mı?
Bilmem... Yalnız
Bildiğim, sen ve ben ve mâi deniz
Ve bu akşam ki eyliyor tehzîz
Bende evtâr-ı hüzn ü ilhâmı.

Uzak
Ve mâi gölgeli bir beldeden cüdâ kalarak
Bu nefy ü hicre, müebbed bu yerde mahkûmuz...


Ahmet Haşim

Yalnızca kanatlarına güven..




aşkımız bir gün uçup giderse aramızdan sevgilim
sırt çantalı bir duman gibi
bir melekle çarpışan kelebeğin kanadından dökülen toz
bir çağlayanda sürüklenen bir dal parçası gibi
istemediğimiz yerlere giderse aşkımız
sevgilim
yalnızca kanatlarına güven

kendi yarattığımız boşluğun ucunda
sıkı sıkı tuttuğumuz bir kapı koludur yaşam
ve aşk, en derin kuyumuza düşen keman
yürüdüğümüz yollar daralırken
çökerken altımızdaki merdivenler
sevgilim
yalnızca kanatlarına güven

sevdalılar bilir
bir kuş yağmurudur ilkbahar
sevmeyi beceremeyenlerin koyduğu yasaklar
çözülüp gider çocuk gölgelerinde yazın
ve ağzımızın içinde dağılır aşk
sapsarı bir şeker gibi erirken sonbahar
bitmeyen bir kıştan söz açılırsa sevgilim
sevgilim
yalnızca kanatlarına güven

elimi uzattığımda sana gemileri göstermek için
dümende kan kokusuyla bayılmış bir kaptan
ateşin yüreğine sürüklenen bir ülke ufukta
ve çekirge sürüleri yolcu bavullarından çıkan
sevgilim
dökülürken tüyleri
savaş uçaklarına çarpan güvercinlerin
her gün değişen atlasların içinde tara saçlarını
ve yalnızca kanatlarına güven

götürürlerse bir gün beni ellerim iplerle bağlı
şiirlerimin bilmediği yerlere ve hiç kimsenin
alnımdan fırlayacak göçmen bir kuş gibi dur
dünyanın paslanmış sırtında
ve bensizliğe havalanırken
korkma sevgilim
sevgilim
yalnızca kanatlarına güven

Akgün Akova

23 Eylül 2008 Salı

Asırlık Nasır





" biliyorum, durmak ayaklarıma göre değil / nasırlığım yüzyıllar öncesine ait çünkü.

tahta bir beden, hesapsız kaldırım
tamam sokak bugün bir yere
gitme zorunluluğun yok.
insan merdivene bu kadar
ihanet edebilir çıkamadığında
biliyorum inmek bana göre değil
sıkılganlığım yüzyıllar öncesine ait çünkü.

yüzümde ayarlı ayarsız köy düğünleri
vakitsiz bir masa başı bulanıklığı çarpıyor göğsüme
bundan sonrası karanlık
göremiyorum midemdeki yumruğu.
anlamını yitirmişse bir şarkı
başka bir şarkıda,
ölüm şiirsel geliyorsa insana,
varsa yaşamın kafiyeli bir yanı
hep sana bağlıyorum olanların başını.

sen herkesten sakladığım
ama herkesin alnında gördüğüm sırrımsın sanki.

benim burada, tam yolun burasında
yaşadığım duraklama dönemi
ne imparatorlukları çökertti, belki
bilirim onların sarayları nefretten
insanları perdedendi.
o'ysa benim dualarım
geçmişten gelip geleceğe dönen
bir adamın kamburuydu halbuki.

benim orada, tam yolun orasında
yaşadığım bu acı
hiçte yabancı gelmiyor ellerime
çünkü benim beynim yıllardır
ayaklarımla kavga halinde.
ki ayaklarımdır bu ceset bedeni
griye çeviren
ayaklarımdır çocuklar doğmadan konuşabilen.
biliyorum durmak ayaklarıma göre değil
nasırlığım yüzyıllar öncesine ait çünkü.

taşıyamadığım bütün sevinçleri
üzerinde bulunduruşum,
nice elbiseler giymek zorunda kalışım
buraya gelmek için en zor soruyu seçtim;
neden her şey kolayı seçiyor?
insan neden sorusunu
ne kadar kolay soruyor.
biliyorum, sevilmek bana göre değil
yalnızlığım yüzyıllar öncesine ait çünkü.

sen hiç bir yerde yaşamadığım,
ama herkesin yanlışında gördüğüm
doğrumsun sanki..."


Enis Tek

19 Eylül 2008 Cuma

SOL EL KONÇERTOSU






Demek yazamadan
Demek okuyamadan
Demek konuşamadan
Hem de ölmeden yaşanabilirmiş
Ama sevmeden yaşanamıyor Üçgülüm

Bir ölüyle bir canlı
Bir bedeni bölüştük
Sağ yanım ölmüş
Sol yanım capcanlı

Demek yazamadan
Demek okuyamadan
Demek konuşamadan
Ama düşünebildiğim için seni yaşıyorum
Yaşayabildiğim için sevmiyorum
Sevdiğim için yaşıyorum

Bir kolum bir elim bir bacağım ve dilim tutmuyor
Öyle bir sevgi var ki içimde
O beni hâlâ diri tutuyor
Yazamasam da okuyamasam da konuşamasam da
Seviyorum seni Üçgülüm
Sevdikçe yaşıyor yaşadıkça seviyorum

Aziz Nesin

Çürümek





Her şey çürüyor canım kardeşim bu dünyada
Hatıralar bile
O hatıralar ki kafatasından muhkem bir yerde saklıdırlar
O hatıralar ki tüyden hafif
Gök mavisinden duru
Etten kemikten uzaktırlar
O hatıralar ki
Bambaşka bir zaman içre yaşar dururlar
Gel demeden gelir
Git demeden giderler
Nur topu gibi açıldıkları olur bazan
Sonra sızım sızım sızlarlar
Her şey çözülüp gidiyor bu dünyada
Bir biri içinde
Bir biri peşi sıra
Bir tad dudakta
Bir ses kulakta
Sen toprakta çürürsün canım kardeşim
Ben ayakta

Bedri Rahmi Eyuboğlu

DOĞUMGÜNÜ TELGRAFI




Sen iyi ki doğdun
Ben iyi ki yaşıyorum
Ne güzel şey
Seni hala seviyorum

Aziz Nesin

Yok..




Kitabımı sana adamak istedim
Gözlerine baktım
Gözlerin yok
Öpmek istedim
Yüzüne baktım
Yüzün yok
Tutmak istedim elini
Elin yok
Isıt sözlerimi yüreğe işleyen kulakların yok
Anlat bana bişey anlat
Dilin yok
Haydi yanyana yanın yok
Kitabımı sana adamak istedim
Adın yok
Güvercin getirdi şiirimi geriye
Bu dünyada anlattığın kadın yok ....

Aziz Nesin

Yuva




Yanyana geldikçe daha uzak
Birlikteyken daha kimsesiz
Bir ağırı sızım sızım yeri belirsiz
O da yalnız
Ben de yalnız
Acılar tütüyor bacamızdan
Görünmeyen taş duvarlar örmüşüz
Duvar olduk kendimize kendimiz
Ne yana dönsek
Kendimize çarparız

Aziz Nesin

Susarak




Güneş altında söylenmedik söz yokmuş..
Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi..
Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz..
Bende söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde..
Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik...
Bende susuyorum sevgimi saklayıp içimde....
Duyuyorsun değilmi suskunluğumu nasıl haykırıyor...
Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim ...
Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde .....


Aziz Nesin

SEN SÖYLEMEDEN DE BİLİYORUM





Seziyorum ki kaçacaksın..
Yalvaramam koşamam
Ama sesini bırak bende
Biliyorum ki kopacaksın
Tutamam saçlarından
Ama kokunu bırak bende
Anlıyorum ki ayrılacaksın
Cok yıkkınım yıkılamam
Ama rengini bırak bende
Duyumsuyorum ki yiteceksin
En büyük acım olacak
Ama ısını bırak bende
Ayrımsıyorum ki unutacaksın
Acı kurşun bir okyanus
Ama tadını bırak bende
Nasıl olsa gideceksin
Hakkım yok durdurmaya
Ama kendini bırak bende


Aziz Nesin

Boşuna..






Sen yoksun.........
Boşuna yağıyor yağmur...
Birlikte ıslanmayacağız ki.....
Boşuna bu nehir......
Çırpınıp pırpırlanması.....
Kıyısında oturup göremeyeceğiz ki...
Uzar uzar gider..
Boşuna yorulur yollar..
Birlikte yürüyemiyeceğizki..
Özlemlerde ayrılıklar da boşuna
Öyle uzaklardayız..
Birlikte ağlayamayacağız ki
Seviyorum seni boşuna..
Boşuna yaşıyorum
Yaşamı Bölüşemiyeceğiz ki ...


Aziz Nesin

15 Eylül 2008 Pazartesi

Melek..





Annesi dün Zeynebe
"Melek yavrum!" diyordu,
İşitince bu sözü
Kız merak etti, sordu:

-Melek yavrum ne demek?
Doğrusu anlamadım.
Melek kanatlı olur;
Hani benim kanadım?

Cevap verdi annesi:
- Üç yavrum daha vardı,
Onlar kanatlanarak
Elimden uçmuşlardı.

Hepsi yalnız bıraktı,
Bu talihsiz kadını,
Bari sen uçma diye
Kopardım kanadını!


Faruk Nafiz Çamlıbel